Translation of "Kalbur" into Arabic
قالبور, قلبور are the top translations of "Kalbur" into Arabic.
-
قالبور
(< Ar. ġirbāl < Lat. corbula) [ġirbāl, göçüşme ile ġilbār > kılbar > kalbur] İri tâneli maddeleri elemeye yarayan, tahta bir çembere gerilmiş delikli deri veya kafes kafes telden ibâret âlet: “Buğdayı, kumu kalbura koyup elemek.” Sanki kalbur içinde patlatılmış mısır buğdayları gibi (Refik H. Karay). ѻ Kalbur gibi: Delik deşik. Kalbur üstü: mec. Seçkin, seçilmiş, benzerleri arasında üstün: Dârülbedâyi’in ilk piyesleri, modern garp tiyatrosunun ustalıkla adapte edilmiş ve kuvvetli bir telif çeşnisi almış en kalbur üstü piyesleri idiler (Reşat N. Güntekin). Kalbur üstüne gelmek: mec. Üstün ve seçilmiş olmak: Ben de bu mahallenin kalbur üstüne gelenlerinden değil miyim? (Şinâsî). İstanbul’un kalbur üstüne gelen ne kadar hovardası varsa hepsi orada (Ahmet Râsim). Kalbura çevirmek: Delik deşik etmek, perîşan etmek: Bilhassa Hüseyin Câhit’in âteşin kalemi onu dele deşe kalbura çevirmişti (Hâlit Z. Uşaklıgil). Kalbura dönmek: 1. Delik deşik olmak. 2. (Kumaş) İncelmek, seyrekleşmek. Kalburdan geçirmek: Elemek. Kalburla su taşımak: mec. Olmayacak bir işle boşu boşuna uğraşmak.
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "Kalbur" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Translations with alternative spelling
Büyük tanecikleri küçüklerden ayırmak için kullanılan, iri delikli veya tellerinin örgüsü aralıklı olan bir süzgeç.
-
قلبور
(< Ar. ġirbāl < Lat. corbula) [ġirbāl, göçüşme ile ġilbār > kılbar > kalbur] İri tâneli maddeleri elemeye yarayan, tahta bir çembere gerilmiş delikli deri veya kafes kafes telden ibâret âlet: “Buğdayı, kumu kalbura koyup elemek.” Sanki kalbur içinde patlatılmış mısır buğdayları gibi (Refik H. Karay). ѻ Kalbur gibi: Delik deşik. Kalbur üstü: mec. Seçkin, seçilmiş, benzerleri arasında üstün: Dârülbedâyi’in ilk piyesleri, modern garp tiyatrosunun ustalıkla adapte edilmiş ve kuvvetli bir telif çeşnisi almış en kalbur üstü piyesleri idiler (Reşat N. Güntekin). Kalbur üstüne gelmek: mec. Üstün ve seçilmiş olmak: Ben de bu mahallenin kalbur üstüne gelenlerinden değil miyim? (Şinâsî). İstanbul’un kalbur üstüne gelen ne kadar hovardası varsa hepsi orada (Ahmet Râsim). Kalbura çevirmek: Delik deşik etmek, perîşan etmek: Bilhassa Hüseyin Câhit’in âteşin kalemi onu dele deşe kalbura çevirmişti (Hâlit Z. Uşaklıgil). Kalbura dönmek: 1. Delik deşik olmak. 2. (Kumaş) İncelmek, seyrekleşmek. Kalburdan geçirmek: Elemek. Kalburla su taşımak: mec. Olmayacak bir işle boşu boşuna uğraşmak.