Translation of "Kulak" into Arabic
أذن, أذن, أُذُن are the top translations of "Kulak" into Arabic.
-
أذن
verb nounوجود الماء وراء طبلة الأزن
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
إذا خرجت الكلمة من القلب دخلت في القلب و إذا خرجت من اللسان لم تتجاوز الاذن.
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "Kulak" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Translations with alternative spelling
Duyma organı.
-
أذن
noun feminineSöz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
إذا خرجت الكلمة من القلب دخلت في القلب و إذا خرجت من اللسان لم تتجاوز الاذن.
-
أُذُن
feminineDuyma organı.
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
إذا خرجت الكلمة من القلب دخلت في القلب و إذا خرجت من اللسان لم تتجاوز الاذن.
-
قولاق
(Eski Türk. kulġak – kulkak < *kul-mak “işitmek”; bâzı dilcilere göre ise kelimenin kökü belli değildir) 1. Başın iki yanında bulunan işitme organı: Kulağımın dibinde yavaş yavaş / Aşk türküleri söyledi (Orhan V. Kanık). Dikkatimiz ister istemez gözlerimizden ziyâde kulaklarımızda toplanmıştı (Ahmet H. Tanpınar). Ah bir gözüm, bin kulağım olsaydı da... (Yâkup K. Karaosmanoğlu). 2. Bu organın sesleri toplayan, dıştan görülen kısmı: Sözlerini dinleyebilmek için kulağını camın deliğine koydu (Ahmed Midhat Efendi). Kulaklarında yekdiğerine beyaz ibrişimle merbut pırlanta, ufak menekşe abdest küpeleri... (Hüseyin R. Gürpınar). Kollarından ve kulaklarından biçim biçim, sürü sürü altınlar... (Refik H. Karay). 3. mec. Seslerin uygunluğunu, perde ve âhengini seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği. 4. Bir şeyin bir yerine bağlanmış olan, o şey hakkındaki isim, değer, ağırlık vb. bilgilerin yazılı olduğu kâğıt veya bez [Eskimiştir]: Kıymeti kulağında yazılıdır (Şemseddin Sâmi). 5. Telli çalgılarda telleri germeye yarayan burgu, kök. 6. Balıklarda başın iki tarafında yer alan ve solungaçlardan gelen suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri. 7. Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yana dökmeye yarayan çıkıntılı parça. 8. Bıçak, yatağan, kılıç vb. kesici âletlerin kabzasının başında çatal şeklindeki çıkıntı. 9. İçine kıyma vb. konmuş yassı hamur parçası. 10. coğ. Akarsuların, göllerin karaya giren ve durgunlaşan yeri: Bir deniz kulağı ki arzı bir milden ziyâde ve tûlü takrîben beş mil... (Tursun Bey Târihi). Gerçekten de karşılıklı iki kıyı kısıklar, koltuklar, kulaklar yapa yapa birbirini keser (Sâmiha Ayverdi).
-
Less frequent translations
- ودن
Images with "Kulak"
Phrases similar to "Kulak" with translations into Arabic
-
بحيرة شاطئية
-
قناة الأذن
-
حَذَّرَ
-
طنين
-
التهاب الأذن الوسطى
-
زَعْتَرّ
-
طبلة الأُذُن · طَبْلَة اَلْأُذْن
-
الجدران لها آذان · اَلْجِدْرَان لَهَا آذَان · للحيطان آذان · لِلْحِيطَان آذَان