Translation of "ahiret" into Arabic
آخرت is the translation of "ahiret" into Arabic.
-
آخرت
(Ar. āḫiret) Ölümden sonra gidilecek olan âlem, öbür dünya, bekā âlemi: Dünyâda, âhirette yüzün ak olsun (Nâmık Kemal). Sen varken olur mu âhiret yok / Yok şüphe ki sende mağfiret çok (Abdülhak Hâmit). Yüreğine sıkıntı bastıkça git aşağıki pencereden mezarlığa bak (...) Ölümü, âhireti tefekkür et (Hüseyin R. Gürpınar). [Kelimenin ahret söyleyişi de yaygın duruma gelmiş olup aşağıya alınan deyimler ahret şekliyle de kullanılmaktadır]: ѻ Âhiret adamı: Dünyâdan elini eteğini çekmiş, kendisini ibâdete vermiş kimse. Âhiret kardeşi: Kardeş kadar sevilen ve âhirette berâber olma temennîsiyle mânevî kardeşliğe kabul edilen kimse, ahretlik. Âhiret korkusu: Öbür âlemde azâba uğrama, cezâ görme korkusu. Âhiret suâli: 1. Öbür dünyâda meleklerin insana dünyâda yaptıkları hakkında soracakları sorular. 2. mec. Usandıracak kadar uzun uzun sorulan soru, kabir suâli: Aman sen de baba, amma âhiret sualleri soruyorsun (Reşat N. Güntekin). Âhiret yolculuğu (seferi): mec. Ölüm: Serencam, Azrâil’in can almaya geldiği andan îtibâren âhiret seferini bütün teferruâtıyle anlatıyordu (Hâlide E. Adıvar). Âhiret yolculuğuna çıkmak: Ölmek. Âhirete gitmek (Âhireti boylamak): Ölmek: Arkadaşların hepsi toprak oldu, hepsi âhirete gitti (Nâmık Kemal). Âhiretini kazanmak (yapmak): Dünyâda yaptığı iyiliklerle sevap kazanıp âhiretteki yerini hazırlamak, âhiret azâbından emin olmayı hak etmek. Âhirette iki eli (on parmağı) yakasında olmak: Bir kimseden Allah’ın huzûrunda şikâyetçi ve dâvâcı olmak, ona hakkını helâl etmemek: Sarhoş, vince takılmış bir yük gibi döne döne yukarı çıkarken bütün kuvvetiyle yaygarayı basıyordu: “Lahanalarım, aman ümmet-i Muhammed, lahanalarım! Yarın âhirette on parmağım yakanızda olsun, lahanalarım!” (Hüseyin R. Gürpınar).
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "ahiret" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate