Translation of "avurt" into Arabic
آورد, اورت are the top translations of "avurt" into Arabic.
-
آورد
(Eski Türk. aḏurt; kökü belli değildir) 1. Yanakların iç kısmındaki boşluk: Birden son lokmalar avurdumuzda, durduk (Yusuf Z. Ortaç). Bir yandan dişlerinin arasında kalmış yemek artıklarını şahâdet parmağını avurdunda kürek gibi dolaştırarak bir kenara toplayıp yutar (Sâmiha Ayverdi). 2. teşmil. Yanak: Bîçârenin avurduna birkaç yumruk indirdim (Hüseyin R. Gürpınar). ѻ Avurt etmek (satmak): Böbürlenmek: İşte şuna bâri avurt satayım (Ahmed Vefik Paşa). Avurt sessizi: dilb. Dil ucunun ön veya art damağa dokunması ile meydana gelen ve dilin yanlarından çıkan ses: “Çöl, gelmek, kol, kalmak kelimelerindeki l sessizi avurt sessizidir.” Avurt zavurt: Böbürlenme, kurum satma, tafra. Avurt zavurt etmek: Büyüklük taslamak, yüksekten atmak, böbürlenmek. Avurdu (Avurduna) çökmüş (geçmiş, göçmüş): Çok zayıflamış. Avurdunda büyümek: Ağzındaki lokmayı büyümüş gibi hissetmek, yutamaz olmak, ağzında büyümek: Vezir parmakları boğazımıza dizilir, güllâçlar avurdumuzda büyürdü (Rûşen E. Ünaydın). Avurdunu (Avurtlarını) dişlemek (ısırmak, kemirmek, yemek): Yanaklarının iç kısmını ısırarak hiddetini, sıkıntısını yenmeye, belli etmemeye çalışmak: Adam, heyyi hey diye bağırmamak için avurtlarını dişliyordu. Bu sözü avurtlarını kemire kemire içinden geçiren yüz binlerce Mitinyalı vardı (Târık Buğra). Avurdunu doldurmak (şişirmek): Ağzının içini yemekle, içecek bir şeyle veya dumanla doldurmak, şişirmek: Bir kaşık pilâvla avurdunu doldurduktan sonra... (Burhan Felek).
-
اورت
(Eski Türk. aḏurt; kökü belli değildir) 1. Yanakların iç kısmındaki boşluk: Birden son lokmalar avurdumuzda, durduk (Yusuf Z. Ortaç). Bir yandan dişlerinin arasında kalmış yemek artıklarını şahâdet parmağını avurdunda kürek gibi dolaştırarak bir kenara toplayıp yutar (Sâmiha Ayverdi). 2. teşmil. Yanak: Bîçârenin avurduna birkaç yumruk indirdim (Hüseyin R. Gürpınar). ѻ Avurt etmek (satmak): Böbürlenmek: İşte şuna bâri avurt satayım (Ahmed Vefik Paşa). Avurt sessizi: dilb. Dil ucunun ön veya art damağa dokunması ile meydana gelen ve dilin yanlarından çıkan ses: “Çöl, gelmek, kol, kalmak kelimelerindeki l sessizi avurt sessizidir.” Avurt zavurt: Böbürlenme, kurum satma, tafra. Avurt zavurt etmek: Büyüklük taslamak, yüksekten atmak, böbürlenmek. Avurdu (Avurduna) çökmüş (geçmiş, göçmüş): Çok zayıflamış. Avurdunda büyümek: Ağzındaki lokmayı büyümüş gibi hissetmek, yutamaz olmak, ağzında büyümek: Vezir parmakları boğazımıza dizilir, güllâçlar avurdumuzda büyürdü (Rûşen E. Ünaydın). Avurdunu (Avurtlarını) dişlemek (ısırmak, kemirmek, yemek): Yanaklarının iç kısmını ısırarak hiddetini, sıkıntısını yenmeye, belli etmemeye çalışmak: Adam, heyyi hey diye bağırmamak için avurtlarını dişliyordu. Bu sözü avurtlarını kemire kemire içinden geçiren yüz binlerce Mitinyalı vardı (Târık Buğra). Avurdunu doldurmak (şişirmek): Ağzının içini yemekle, içecek bir şeyle veya dumanla doldurmak, şişirmek: Bir kaşık pilâvla avurdunu doldurduktan sonra... (Burhan Felek).
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "avurt" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate