Translation of "eğreti" into Arabic
اكرتی, ایرتی, اكره تی are the top translations of "eğreti" into Arabic.
-
اكرتی
(Ar. ‘āriyet “emânet, ödünç”ten ‘āriyetі kelimesinin göçüşmeli bir şekli) 1. Geri verilmek üzre ödünç olarak alınmış, âriyet: Eğreti ata binen tez iner (Atasözü). 2. Bir şeyin aslından olmayıp sonradan ilâve edilmiş bulunan, takma, ekleme: “Eğreti saç.” “Eğreti kirpik.” “Eğreti bir nezâket.” Eğreti kuyruk tez kopar (Atasözü). 3. İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış: “Dolabın kapağı ne kadar eğreti imiş, dokununca düşüverdi.” “Fırtına damdaki eğreti kiremitleri yerlere fırlatmış.” 4. Geçici, muvakkat: “Eğreti köprü.” “Eğreti merdiven.” “Eğreti duvar.” Balkonları, taraçaları, cumbaları ile sipsivri, göz kamaştırıcı, baş döndürücü, eğreti sinema kuleleri (Refik H. Karay). Soluk dudaklarının aylardır unuttuğu eğreti bir tebessüm... (Yusuf Z. Ortaç). Eğretiydi zevk de şevk de umut da (Behçet K. Çağlar). ѻ Eğreti almak: Ödünç almak. Eğreti oturmak: Hemen kalkacakmış gibi oturmak, ilişmek: Rahat etsenize, eğreti bir oturuşunuz var (Refik H. Karay). Eğreti vermek: Ödünç vermek. Eğretiye almak: Bir yapının alt kısmını onarmak için üstünü askıya almak, destek üstünde durdurmak.
-
ایرتی
(Ar. ‘āriyet “emânet, ödünç”ten ‘āriyetі kelimesinin göçüşmeli bir şekli) 1. Geri verilmek üzre ödünç olarak alınmış, âriyet: Eğreti ata binen tez iner (Atasözü). 2. Bir şeyin aslından olmayıp sonradan ilâve edilmiş bulunan, takma, ekleme: “Eğreti saç.” “Eğreti kirpik.” “Eğreti bir nezâket.” Eğreti kuyruk tez kopar (Atasözü). 3. İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış: “Dolabın kapağı ne kadar eğreti imiş, dokununca düşüverdi.” “Fırtına damdaki eğreti kiremitleri yerlere fırlatmış.” 4. Geçici, muvakkat: “Eğreti köprü.” “Eğreti merdiven.” “Eğreti duvar.” Balkonları, taraçaları, cumbaları ile sipsivri, göz kamaştırıcı, baş döndürücü, eğreti sinema kuleleri (Refik H. Karay). Soluk dudaklarının aylardır unuttuğu eğreti bir tebessüm... (Yusuf Z. Ortaç). Eğretiydi zevk de şevk de umut da (Behçet K. Çağlar). ѻ Eğreti almak: Ödünç almak. Eğreti oturmak: Hemen kalkacakmış gibi oturmak, ilişmek: Rahat etsenize, eğreti bir oturuşunuz var (Refik H. Karay). Eğreti vermek: Ödünç vermek. Eğretiye almak: Bir yapının alt kısmını onarmak için üstünü askıya almak, destek üstünde durdurmak.
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "eğreti" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Translations with alternative spelling
-
اكره تی
(Ar. ‘āriyet “emânet, ödünç”ten ‘āriyetі kelimesinin göçüşmeli bir şekli) (Kelime, Sanat Kamusunda bu imlayla yazılmıştır. ) 1. Geri verilmek üzre ödünç olarak alınmış, âriyet: Eğreti ata binen tez iner (Atasözü). 2. Bir şeyin aslından olmayıp sonradan ilâve edilmiş bulunan, takma, ekleme: “Eğreti saç.” “Eğreti kirpik.” “Eğreti bir nezâket.” Eğreti kuyruk tez kopar (Atasözü). 3. İyi yerleşmemiş, yerini bulmamış: “Dolabın kapağı ne kadar eğreti imiş, dokununca düşüverdi.” “Fırtına damdaki eğreti kiremitleri yerlere fırlatmış.” 4. Geçici, muvakkat: “Eğreti köprü.” “Eğreti merdiven.” “Eğreti duvar.” Balkonları, taraçaları, cumbaları ile sipsivri, göz kamaştırıcı, baş döndürücü, eğreti sinema kuleleri (Refik H. Karay). Soluk dudaklarının aylardır unuttuğu eğreti bir tebessüm... (Yusuf Z. Ortaç). Eğretiydi zevk de şevk de umut da (Behçet K. Çağlar). ѻ Eğreti almak: Ödünç almak. Eğreti oturmak: Hemen kalkacakmış gibi oturmak, ilişmek: Rahat etsenize, eğreti bir oturuşunuz var (Refik H. Karay). Eğreti vermek: Ödünç vermek. Eğretiye almak: Bir yapının alt kısmını onarmak için üstünü askıya almak, destek üstünde durdurmak.