Translation of "un" into Arabic
طحين, دقيق, دَقِيق are the top translations of "un" into Arabic.
-
طحين
noun masculineAyrıca bir kutu un ve yarım paket tereyağı gerekli.
واريد ايضاً كأس من الطحين و نصف ملعقة من الزبد.
-
دقيق
noun masculineKendimizi undan, kaşık yalamaktan ve ilginç başka şeyler yapmaktan koruyabilir miyiz?
هل يمكننا أن نغطي أنفسنا بالدقيق وأن نلعق الملاعق ونقوم بأشياء لطيفة أخرى ؟
-
دَقِيق
Kendimizi undan, kaşık yalamaktan ve ilginç başka şeyler yapmaktan koruyabilir miyiz?
هل يمكننا أن نغطي أنفسنا بالدقيق وأن نلعق الملاعق ونقوم بأشياء لطيفة أخرى ؟
-
Less frequent translations
- طَحِين
-
Show algorithmically generated translations
Automatic translations of "un" into Arabic
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
Translations with alternative spelling
-
اون
(Eski Türk. ūn) 1. Tahıl veya bâzı gıdâ maddelerinin öğütülmesinden elde edilen toz hâlindeki besin: “Buğday unu.” “Pirinç unu.” “Patates unu.” 2. (Tek başına kullanıldığı zaman) Özellikle buğdaydan elde edileni: “Un çorbası.” “Un ticâreti.” “Un fabrikası.” Bir ay içinde mutlaka bin çuval un, beş yüz kazevi pirinç, beş yüz koyun... getireceksin (Ömer Seyfeddin). Undan bize de pay, bize de pay (Orhan V. Kanık). ѻ Un helvası: Yağ içinde kavrulan una şeker şerbeti veya pekmez katılarak yapılan bir helva türü. Un ufak etmek: 1. Ufak kırıntılar hâline getirmek: Bu topraklar senin gibi gençliğine güvenen nice kişileri eritmiş, un ufak etmiştir (Bekir Büyükarkın). Zîra yarım çuval kahveyi bâzû kuvvetiyle un ufak etmek hayli yorucu bir ameliye idi (Sâmiha Ayverdi). 2. mec. Yok edecek şekilde parçalamak. Un ufak olmak: 1. Ufak kırıntılar hâline gelmek. 2. mec. Yok olacak şekilde parçalanmak, bölünüp yok olup gitmek: Fakat bu rafine ve asil medeniyetin, makinelerin ayakları altında un ufak olacağına şüphe etmemesi de çok garipti (Sâmiha Ayverdi). Su testisi su yolunda kırıldığı gibi anarşi küpü de anarşi yolunda un ufak olur (Ergun Göze). Ununu eleyip eleğini (duvara) asmak: Üstüne düşeni yapmış, hayâtının geri kalan kısmında artık kendisinden bir şey beklenmez duruma gelmiş olmak: Artık unumuzu eleyip eleğimizi duvara astık (Reşat N. Güntekin). Edâ altmış beşlikti. Çoktan ununu eleyip eleğini asmış, hayızdan, nifastan kesilmişti (Fahri Celâl).
Images with "un"
Phrases similar to "un" with translations into Arabic
-
طحين القمح
-
إِضَافَة
-
دقيق الذرة